Image

“Araştırma sonuçlarında, ‘Yaşlanmaktan korkuyorum’ ifadesine en çok katılan grubun, yaşlılığa en uzak grup olan 35-49 yaş aralığı olduğunu gözlemledik”

Böyle bir soru ve kaygı için gerçekten çok teşekkür ediyorum.


Bu konu, ülkemizin ve yeni nesillerin geleceğini ciddi şekilde ilgilendiriyor çünkü zenginleşmeden yaşlanmaya başlayan ülkeler arasındayız. AvivaSA olarak biz de aynı tespitten ve kaygıdan yola çıkarak, “Her Yaşta Dolu Dolu Yaşa” adında bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi başlattık. Ve projenin ilk adımı olarak öncelikle insanımızın yaşlanma, yaşlılık ve emeklilik konularındaki güncel algısını tespit etmek amacıyla, Yaşama Dair Vakıf (YADA)  ve Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü işbirliğinde “Türkiye’nin Yaşlılık Tahayyülleri ve Pratikleri” adında bir Türkiye temsili araştırma yaptık. Yani öncelikle yaşlanma ve yaşlılık algımız konusunda bir durum tespiti yapmayı hedefledik. Biliyorsunuz, bir bireysel emeklilik ve hayat sigortası şirketi olarak, bu alanlarda geliştirdiğimiz ürünlerle müşterilerimizin yarınlarını şimdiden güzelleştirmek, anı yaşamalarını sağlamak en önemli varlık nedenlerimizden birisi. Ürün ve hizmetlerimizle sağlamaya çalıştığımız bu bireysel faydayı , «Her Yaşta Dolu Dolu Yaşa» projemiz ile birlikte büyük ve geniş bir toplumsal faydaya taşımayı amaçlıyoruz.

“Türkiye’nin Yaşlılık Tahayyülleri ve Pratikleri” araştırmamızla Türkiye’de ilk defa, insanımızın yaşlılık algısını ve bu algının pratik yansımalarını araştırdık. Yaşlılık ve emeklilik dönemi, pasif bir zaman dilimi değildir asla. Sadece yaşam akışının yeni bir dönemine geçiştir. İyi yaşlanma ve emeklilik sonrası iyi yaşam için, “yaş alma” kavramına dair olumsuz algıları değiştirmek adına sorumluluk almak gerekiyor. AvivaSA olarak üzerimize düşen sorumluluğu alıyor ve projemizle, yaşlılığa dair negatif algıyı pozitife çevirmeyi ve yaşlanma konusunda rehberlik etmeyi amaçlıyoruz. Ayrıca, Türkiye için yaşlanma olgusuna dair, gündemi belirleyebilecek, bilgi üretilmesine ışık tutacak ulusal düzeyde bir araştırmaya ciddi bir ihtiyaç olduğunu gözlemlemiştik. Ve böylece, aynı zamanda bu bilgi açığını kapatmak, akademik bilgi üreterek araştırmadan elde ettiğimiz bulguları paylaşmak ve mevcut durumu ortaya koymak istedik. Diğer taraftan, orta yaşın beklentileri ve kaygıları, yaşlanma sürecine dair bilgi ve hazırlığının olup olmadığı ve yaşlıların potansiyellerini ne kadar hayata geçirdikleri de bilinmiyordu. Ve yaşlı ayrımcılığı üzerine algı ile olgusal durum arasındaki ilişkiye dair veri yoktu. Kısacası, yaşlanma doğumdan ölüme kadar giden bir süreç fakat bu süreç hakkında hiç birimiz yeterince bilgi sahibi değiliz. Geleceğin yaşlılarının bugünden yaşlılıkla ilgili yaptıklarını, yaşlılık algılarını ve planlarını karşılaştırmalı olarak resmetme hedefiyle, özgün ve yenilikçi Türkiye temsili bir araştırma yaparak projemizin ilk adımını attık.

Peki ne tür sonuçlar çıktı araştırmamızdan? Maalesef, ülke olarak “yaşlanmaya hazır olmadığımız” ve “oldukça negatif bir yaşlılık ve yaşlı algısına sahip olduğumuz” gibi; üzerinde düşünmemiz ve biran önce önlem almamız gereken temel sonuçlar gün yüzüne çıktı.

Araştırmada elde edilen bazı sonuçları kısaca paylaşmak isterim:

  • Türkiye hızla yaşlanıyor
  • Türkiye yaşlanmaya hazır değil, yaşlılık algımız negatif ve yaşlanma fikrinden kaçıyoruz
  • Yaşlanmaktan korkuyoruz ve gelecek kaygımız yüksek
  • Yaşlıların da yaşlı algısı negatif
  • Emekliliğe de hazır değiliz, emeklilik dönemine dair tahayyüllerimiz sınırlı…
  • Emeklilikte geçim derdi endişe yaratıyor…
  • Emeklilerin yüzde 71’i çalışmayı tamamen bırakmış…
  • Yaşlılara toplum tarafından çizilen roller oldukça sınırlı

Bu sene, konuyu sahiplenme yönünde çalıştık ve yaptığımız araştırmadan ürettiğimiz bilgileri paylaşarak yaygınlaştırmayı amaçladık. Toplumun yaşlanmaya hazırlığına rehber olmak ve toplumdaki negatif algıyı pozitife çevirmek amacıyla «Her Yaşta Dolu Dolu Yaşa» portalını ve sosyal medya hesaplarını hayata geçirdik (www.heryasta.org). Portalda araştırmadan edindiğimiz bilgiyi yaygınlaştırmaya, konuyu sahiplenmeye devam edeceğiz. Yaşlılarla değil yaşlılıkla ve hayatla ilgili konuşacağız. Bu portalı proje kapsamında üretilecek bütün iletişimin sunulacağı ve yayılacağı mecra olarak konumlandırdık. Uzun vadede tüm bu süreçte edindiğimiz bilgi ve tecrübeleri, düzenleyeceğimiz saha aktiviteleri ve etkinliklerle de desteklemeyi planlıyoruz.

Ayrıca, www.heryasta.org isimli portalı, proje kapsamında üretilecek bütün bilgi ve içeriklerin okuyucuyla buluşacağı mecra olarak konumlandırdık. Projemiz ve araştırma sonuçlarımızla ilgili her şey portalımızdan takip edilebilir.

Bireylerin ruhsal olarak hazır olmamasının yanı sıra ekonomik, finansal ve toplumsal olarak da hazır değiliz. Tam bu noktada önemli bir gerçeği hatırlatmam gerekiyor: Demografik dönüşüm sürecini yaşayan bir ülke olarak, içinde bulunduğumuz yüzyılda Türkiye’nin en önemli sorununun, zenginleşemeden yaşlanmak olacağı öngörülüyor. Bu konulardaki belki de en önemli başlık “eşitsiz yaşlanma”. Yaşlanma sürecinde ortaya çıkan eşitsizlikler anlamına gelen “eşitsiz yaşlanma”ya dair bulgular, kuşaklar arası paylaşım ve kaynakların dağılımının önemli bir risk altında olduğunu gösteriyor. Türkiye’de en yoksul kuşaklardan birisi çocuklardır. Türkiye’de çocuk yoksulluğu %25’ler düzeyinde. Yoksulluk riskinde ikinci sırada ise yaşlılar geliyor. Türkiye’de yaşlıların %17’si yoksul. Bu bakımdan değerlendirildiğinde, genç kuşaklar arasındaki yüksek eşitsizlik riskinin gelecek 50 yıl içinde de eşitsiz yaşlanmaya neden olacağı anlaşılıyor. Yalnızca gelir düzeyi değil, yaş, toplumsal cinsiyet ve sınıf temelinde yani daha yatay eksende de bu konunun incelenmesi, Türkiye’nin yaşlanma gündemini oluşturmak açısından önemlidir.

Araştırma sonuçlarında, ‘Yaşlanmaktan korkuyorum’ ifadesine en çok katılan grubun, yaşlılığa en uzak grup olan 35-49 yaş aralığı olduğunu gözlemledik. Bu da yine bize orta yaşın yaşlılıktan korktuğunu, kendisini yaşlanmaya hazır hissetmediğini anlatıyor. Bence sorunuzun en somut yanıtı bu… Yaş aldıkça bu korkunun azaldığını görüyoruz. En çok öne çıkan kaygılara baktığımızda, özellikle orta yaş grubunun çocuklarının geleceği için endişe duyduğunu, yaşlı nüfusun da buna paralel olarak torunlarının geleceği için kaygı duyduğunu gözlemledik. Yine benzer şekilde ‘çocuklarıma iyi eğitim sağlayamamaktan endişe duyuyorum’ ifadesine katılımın, 35-49 yaş grubunda oldukça yüksek olduğunu görüyoruz. Özellikle Türkiye’deki aile yapılarına baktığımızda, şu anda 35-49 yaş aralığındaki çocuklu nüfusun çocukları üzerine daha fazla eğilme hali var. Bu da tabi gelecekle ilgili kaygıları da beraberinde getiriyor. Ayrıca, sağlık, bakım ve gelecek konularından sonra, tüm yaş gruplarının eşit derecede, ekonomik özgürlüğe sahip olamamaktan endişe duyduğu tespit edildi.

Üstüne üstlük, emeklilerin yarısından çoğu 65 yaş altında. Bir başka deyişle, güncel tanımlamayla ‘erken emekli olmuş olanlar’ hala emeklilerin çoğunluğunu oluşturuyor. Bu arada, emeklilerin yüzde 71’inin çalışmayı tamamen bırakmış olması araştırmamızın önemli bulgularından birisi. Yani yaşlanmaya ve emeklilik dönemine maddi bir hazırlık yapmadan, emekli olup, çalışmayı bırakıyoruz.

Bizim gibi, sigorta penetrasyon oranı ve bireysel/toplumsal tasarruf oranları düşük ülkeler için, hem BES hem de Otomatik Katılım benzeri uygulamalar hayati fırsatlardır. Aslında sadece bizim gibi ülkeler için değil; her düzeyde ülke için önemli fırsatlar bunlar. Global hissedarımız Aviva ile, ilkini 2010, ikincisini ise 2016 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ve sonuncusunun, Türkiye dahil Avrupa çapında yapıldığı “Emeklilik Dönemi Tasarruf Açığı Araştırması”nda, tüm ülkelerin tasarruf bireysel tasarruf açıkları olduğu ortaya çıkmıştı. Ülkemiz, açığın GSMH’ye oranı bağlamında, yüzde 19 ile açığı en yüksek ülke çıkmıştı ve Otomatik Katılım benzeri uygulamaları devreye sokan ülkelerin açığı düşürdükleri ve hiçbir aracın tek başına bu açıkları kapatmada başarılı olmadıkları gözlemlenmişti. Bu araştırma sonuçlarını ve çözüm önerilerimizi içeren raporları tüm ilgili ülkelerin karar alıcı kurum ve kişileriyle paylaşmıştık.

Ayrıca, tasarruf eğilimi ve özellikle gençlerin tasarruf algısı araştırmalarını, Türkiye kapsamında belirli periyotlarda gerçekleştirip, sonuçlarını kamuoyu ile paylaşıyoruz.

“Her Yaşta” KSS projemizle, tam da bu toplumsal bilinç artırma ihtiyacına ciddi bir katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

Aslında bu tam anlamıyla toplumsal bir seferberlik gerektiren hayati bir konu… İnsanımızın öncelikle BES’i daha fazla sahiplenmesi için, konuyla bağlantılı tüm aktörler olarak, tüm iletişim ve eğitim araçlarını kullanarak, bıkmadan, yorulmadan gerçekleri anlatmalıyız. Sorunuzda vurguladığınız gibi, sorun sadece BES ve Otomatik Katılımı sahiplenme oranlarını artması da değil. Hızla, zenginleşemeden yaşlanan ülkeler arasına girmek üzere olduğumuz ve eşitsiz yaşlanma gibi bir toplumsal sorunumuz olduğu gerçekleriyle yüzleşmeye başlamalıyız. Hem birey olarak hem de kurumsal aktörler olarak neler yapmamız gerektiği üzerine ulusal bazda konuşmalı ve çözüm önerileri ortaya koymalıyız. Elbette tüm bunlar için her şeyden öte, istihdam oranımızı artırmak, toplumun her kesimini daha fazla üretimin, ekonominin içine katmamız gerekiyor.